Baumgartner
Çok satan, ödüllü yazar ve New York Times tarafından "zamanımızın en büyük Amerikalı nesir ustalarından biri" olarak nitelendirilen Paul Auster'dan aşk, hafıza ve yas üzerine kurulmuş, gerilimli ama bir o kadar da genişleyen bir roman.
Paul Auster'ın bu göz alıcı on sekizinci romanı, fenomenolog, ünlü yazar ve yakında emekli olacak felsefe profesörü Sy Baumgartner'ın ocakta unuttuğu yanmış bir su tenceresiyle açılıyor.
Baumgartner'ın hayatı, dokuz yıl önce bir yüzme kazasında hayatını kaybeden eşi Anna'ya duyduğu derin ve sarsılmaz aşkla şekillenmiştir. Şimdi 71 yaşında olan Baumgartner, onun yokluğunda yaşam mücadelesi vermeye devam ederken; roman, hafızanın ve anıların sarmalları arasında kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Bu yolculuk, Sy ve Anna'nın 1960'ların sonunda New York'ta meteliksiz birer öğrenci olarak çalışıp yazarken tanıştıkları 1968 yılından, sonraki kırk yıl boyunca süren tutkulu ilişkilerine; oradan Baumgartner'ın Newark'taki gençliğine ve Polonya doğumlu babasının bir elbise dükkanı sahibi ve başarısız bir devrimci olarak sürdürdüğü yaşamına kadar uzanan kesitlerle şekilleniyor.
Şefkat, mizah ve Auster’ın sıradan hayatın en küçük, en geçici anlarındaki güzelliği yakalayan keskin gözüyle bezeli olan Baumgartner, şu soruyu soruyor: Neden bazı anları hatırlar da diğerlerini unuturuz? Booker Ödülü adayı olan başyapıtı 4 3 2 1'den sonra yayımlanan bu ilk romanında ve en parlak eserlerinden birinde Paul Auster, tek bir kitaba birkaç ömrü birden sığdırıyor.
Tükendi
Gelince Haber Ver