Bilge ve büyülü The Puppets of Spelhorst’un devamı niteliğindeki bu kitapta Kate DiCamillo, hikâyelerin hikâyelere karıştığı ve her anın yeni bir öyküye dönüştüğü Norendy diyarına geri dönüyor.
Hotel Balzaar’da Marta’nın annesi güneş doğmadan kalkar, üniformasını giyer ve Marta’ya sessizce, görünmeden – küçük bir fare gibi – dolaşmasını söyler. Annesi odaları temizlerken, Marta arka merdivenlerden büyük lobiye iner; kapıcıyla sohbet eder, şöminenin üzerindeki meleğin kanadını resmeden tabloyu inceler ve büyükbaba saatinin yüzünde bir kedinin fareyi kovalayışını izler. Tüm bunları yaparken, savaşta kaybolan babasının dönmesini düşler.
Bir gün, yanında bir papağanla gizemli bir kontes otele gelir ve bir hikâye vaat eder – aslında toplamda yedi hikâye, her biri sırasıyla anlatılmak üzere. Hikâyeler açıldıkça Marta, babasının kayboluşunun sırrının bu masalların içinde saklı olup olmadığını düşünmeye başlar.
Yer ve atmosferle birbirine bağlı üç novelladan ikincisi olan The Hotel Balzaar, Júlia Sardà’nın zarif çizimleriyle süslenmiş; özlemi ve inancı ustalıkla harmanlayan, her karanlık köşeye ışık tutan büyüleyici bir hikâye.
Tükendi
Gelince Haber Ver