Lauren Groff'un "harika", Marina Abramović'in ise "nazik, gizemli ve derin" olarak nitelendirdiği; hayatı darmadağın olan bir kadına dair sarsıcı bir roman.
Gotik çıplak figürler üzerine araştırma yapmak için şehre taşınan bir öğrenci, başka bir kasabada kocasıyla birlikte yaşayan ressam Agnes'ten bir daire kiralar. Bir gün Agnes şehre gelir ve dairenin üst katındaki stüdyoya yerleşir.
Merdivenlerde, stüdyoda, köşe başındaki kafede ve şafak vaktinde mutfakta gerçekleştirdikleri buluşmalarda Agnes; gençliğini, ailesini, evliliğini ve her an yaratılmak üzere olan sanat projelerini anlatır. Aylar geçtikçe Agnes'in dönecek bir yeri olmadığı gerçeği belirginleşmeye başlar. Öğrenci, Agnes'in günden güne çözülüşüne tanıklık eder: Hikayeleri telaşlı ve kontrolsüzdür; sanatı ise darmadağın ve tamamlanmamıştır; beyaz bir tuval üzerine sürülmüş beyaz boyadan ibarettir.
Ortaya çıkan şey; her hayatın, ne kadar istikrarlı görünürse görünsün, her an felaketin eşiğinde olduğuna dair tekinsiz bir histir. İnsan figürleri üzerine yaptığı araştırmaların yanı sıra öğrenci; mutluluk ile kin, yaratıcılık ile delilik, huzur ile kaos arasındaki o ince çizgiyi mesafeli bir gözlemle öğrenmektedir.
White on White (Beyaz Üstüne Beyaz); empati ve zalimliğin keskin bir incelemesi olmasının yanı sıra, gerçekten savunmasız ve tüm çıplaklığıyla ortada kalmanın ne anlama geldiğine dair çarpıcı bir keşif sunuyor.
Tükendi
Gelince Haber Ver